Merhabalar. Diğer iki yazıda olduğu gibi bu yazıda da tersine göç ile alakalı bir şeyler söyleyeceğim. Gene şehri gömüp kırsalı öveceğim ancak farklı bir tarzda.
Günümüzde bu konu ile alakalı motivasyona pek ihtiyacımız yok gibi. Zira çeşitli sosyal mecralarda moda akımı olarak kara lastik, fistan falan giyimli insanlar görüyorum. Sonra gene aynı mecralarda doğuya seyahat eden eski trende romantizm kasma çalışmaları izliyorum. Şimdi diyeceksiniz ki ulan o kadar övdün köyü falan işte ne güzel köy kıyafeti giydiler sonra doğu ekspresi ile Kars’a gittiler falan neyini beğenmedin? Üzülerek izliyorum demek daha doğru olur gerçi. Benim aslında anlatmaya çalıştığım şey bu değildi. Köy kıyafeti giyip şehrin göbeğinde resim çekilmekten bahsetmedim hiç bir zaman. Ayrıca o kıyafetler romantizmden dolayı değil yokluktan dolayı giyilirdi, sizin gibi layk almak için değil daha iyisi bulunamadığı için. Gerçekten gördüğümde üzüleyim mi kızayım mı acıyayım mı bilmiyorum. Elde tuğla gibi telefon ile ne romantizmi bu Allah aşkına. Köyde iyi ayakkabı alacak imkan vardı da o lastiği mi seçti sanıyorsunuz siz. Ayrıca sadece resim çekilip çıkarttığınız şeyler insanların tek giysisi olarak vardı. Zaten ben bu ekstra romantizm çabalarına her zaman karşıyım biliyorsunuz. Çay çok severim ama çay edebiyatı nedir!
Benim demek istediğim şey çok açık aslında. Bin bir hayalle geldiğiniz yer aslında düşündüğünüz gibi bir yer değil. Şehirde ev 10 lira ise bahçeli, su kenarı, yeşilliklerle çevrili evler 100 lira(bunları ev reklamlarda görmüşsünüzdür kesin). Neymiş efendim ŞEHRİN ORTASINDA DOĞA İLE BULUŞUYORSUNUZ. Ulan zaten doğadaydınız ki neden bunun için milyonlar veriyorsunuz. Kıçı kırık havuza gölet derler, diktikleri hazır ağaca ki altında gölgelenemezsin de, orman derler soyarlar seni. 40 yıl çalışıp böyle bir sitede oturmak mı gerçekten insanların hayali? Ben bundan bahsediyorum zaten senin bahçen vardı zaten ağaçların vardı ormanın vardı zaten ırmağın, deren, gölün neyse vardı. Sebebi neydi ki? Benim anlatmak istediğim bu zaten, ben saçma sapan romantiklik yapın demedim ki hiç bir zaman. Ayrıca bu fistan-kara lastik kombini yapan hanım kızımızı köye göndersen 1 ay sonra hayattan soğur.
Ben -Eşiniz size çiçek aldı mı hiç? diye sorulan köylü teyzenin -Almaz mı hep çiçek desenli fistan alırdı! demesini anlatıyorum, 100 çeşit kıyafeti olan moda bloggerının -adı batasıca- instagrama atmak için kara lastik giymesini değil. Ya da köyünden yatağını sırtlayıp bin bir umutla o trene binen insanın camdan bakışına romantizm diyorum şehirden bir grup zırtapozun eğlenme amaçlı trene binip resimler çekmesini değil. O yüzden yollarımız hiç kesişmeyecek sizlerle. Romantikliğini yaptığınız nesneye maruz kalan çocukların da hayalinde sizin elinizde tuttuğunuz telefonun olmasına karşıyım ben. Üzüldüğüm nokta burası. Onlar size hasret siz onlara. Ne acı ama…
“Her nerede değilsem orada mutlu olacakmışım gibi gelir.” Charles Baudelaire
