Boş Konuşma

Gidenlerin Türküsü

06:48

Gurbetle alakalı onlarca belki de yüzlerce şiir yazılmış olabilir. Ben de bir çoğunu okumuş olabilirim. Hiç birisi bana gurbeti hatırlatmıyor nedense. Gurbet dediğimiz şeyle alakalı anlaşamıyoruz sanırım. Memleket öyküleri, iş için gidilen başka ülkeler, sevgiliden ayrı olunan şehirler ve daha niceleri. Hatta daha sonra giden mi gurbette kalan mı gurbette o tartışılmış. En nihayetinde sözlüklerde doğduğun yerden uzakta olan yer diye anlatılmış. Benim anladığım ise dünyanın kendisi gurbet.

“Umutsuz çaresiz sallanan eller, kavuşulmamayı anlatıyorlar.”

Başka şehir yada başka ülke değil anladığım. Varolduğumuz yer gurbet. Ait olduğumuz yer değil sonuçta burası. Olmamalı en azından. Uygun değiliz gibi yani. Aykırı duruyoruz hep. Misafir gittiğin evde bi yabancılık hissedersin ya onun gibi bişey. Tam olarak onun gibi bile değil. Misafir gittiğin evde hissettiğin yabancılık seni dikkatli olmaya iter. Otururken kalkarken bile dikkat edersin misafirliğin verdiği hissiyatla. İnsan mesela çok hoyrat. Sanırsın misafir değil. Denge bozuyo evde, objelerin yerlerini falan değiştiriyo, kapıyı çarpıyo. Garip.

Ağaç keser, kestiği yere solunum cihazı fabrikası yapar. Genelde fabrika yapmaz da bazen yapar. 24 saat etkili deodorant sıkar 500 bin yıllık dünyanın koruyucu tabakasını deler. Sonra küresel ısınma olur, banane 100 yıl mı yaşayacam der. Arabada klima açar ama cam açıp serinlemeyi düşünmez. Halbuki insanın yüzüne vuran rüzgar gibisi çoğu zaman yoktur. Koku satan dükkanlar yapar her yere betondan -ki yağmur yağdığında düşecek bi toprak bulamasın da toprağın kokusundan mahrum kalsın. Ben anlatmaktan bıktım insan varlığını. Nerden baksan tutarsızlık, nerden baksan ahmakça!

“Arkadaşlar bakmayın gözlerime, bu milyonların gerçek öyküsüydü.”

Gurbet kavramını da işte bozmuş aynı tür. Misafir olduğu yere gökdelen yapmaya çabalayan bi kafa sonuçta. Anlatmak istediğim bu genel olarak. Doğduğumuz yere uzak olmak değil gurbet. Neredeysek orası gurbet. Her yer gurbet. Çünkü buralı değiliz belli ki. Öyle düşünmeli yani. Odam ne güzel, evim ne güzel, şehrim ne güzel dememeli. İyelik eki yanlış kullanılıyor diyorum. Odan değil, evin değil, şehrin değil hatta dünyan değil ey arsız misafir. Sağa sola dokunma, eşyaların yerini değiştirme, sessiz ol biraz.

Denizden kum çekip yaptığın bina sonra deniz altında kalıyor ağlıyorsun. Ev sahibi eşyaların yerini değiştirdiğini fark edince kızıyor olabilir mi acaba? Neyse ne.

Bazen yazı yazmanın da gereksiz olduğunu düşünüyorum. Hatta çoğu zaman. Kim okuyacak da kim öğüt alacak da kimin işine yarayacak. O yüzden derli toplu fikirler yazabilecek iken daha kırık dökük, kendim anlayacağım şekilde saçmalıyorum. Çünkü ibret almaya, ders çıkarmaya olan inancımı yitireli çok oldu. Hani demiş ya zamanında bir düşünen, aynı nehirde iki kere yıkanamazsın çünkü hem sen değişirsin hem nehir değişir diye. İnanmayın bu saçmalıklara. Hiç bişey değişmez. Ne nehir değişir ne insan.

Hasılı kelam gurbet, bence biraz değişik.

İyi hayatlar.

Camların üstünde gece ve kar.
Bembeyaz karanlıkta parlıyan raylar –
uzaklaşılıp kavuşulmamayı hatırlatıyor.
İstasyonun
üçüncü mevki bekleme salonunda
siyah başörtülü,
çıplak ayaklı bir çocuk yatıyor.
Ben dolaşıyorum…
Gece ve kar – pencerelerde.
Bir şarkı söylüyorlar içerde.
Bu, giden kardeşimin en sevdiği şarkıydı.
En sevdiği şarkı…
En sevdiği…
En……
Kardeşler, bakmayın gözlerime
ağlamak geliyor içimden…
Bembeyaz karanlıkta parlıyan raylar –
uzaklaşılıp kavuşulmamayı hatırlatıyor.
İstasyonun
üçüncü mevki bekleme salonunda
siyah başörtülü,
çıplak ayaklı bir çocuk yatıyor..
Gece ve kar pencerelerde.
Bir şarkı söylüyorlar içerde!..

Nazım Hikmet-1933
Daha Fazla Göster

Samanpan

Dünyanın en güzel şehrinde doğup dünyanın en dandik başkentinde hayatını devam ettirmekte. Psikoloji İle uğraşmakta olup saçmalamak için bu siteyi kullanmakta. Tanısanız çok sevmezsiniz.

İlgili Makaleler

4 Yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu